21 Ekim 2010 Perşembe

ımmmmmm verilen sözler üzerine girilen beklentiler gerçekleşmeyen hayaller...
düş kırıklıklarının ardından toparlanmaya çalışma isteği ama eyleme geçememe.sadece bir plan olarak kafada yer kaplama.


yine kendi kendime sormadan duramadım

20 Ekim 2010 Çarşamba

AŞIK OLMADAN BİR DÜŞÜN!

Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...
Sokaga firlayacaksin...
Sokaklar da dar gelecek...
Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
Birileri sana bir seyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan saglik."
"Yasamak güzel."
"Bos ver, her sey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksin...
Göz yaslarindan etrafi göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda ölmek isteyecek
kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" deseler basini kaldirip Ne
dedin?" diye sormayacaksin...
Yalniz kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak...
Ikisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittigin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksin...
Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese,kaçacaksin...
Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin...
Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksin...
Hiçbir sey oyalamayacak seni...
Ilaçlara siginacaksin...
Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren...
Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek... Bogazin dügümlenecek,
dinleyemeyeceksin... Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahi iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çikana sarilmak isteyeceksin
Nafile...
Düsüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin...
Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin...
Telefonun çalmasini bekleyeceksin...
Aramayacagini bile bile...
Her çaldiginda yüregin agzina gelecek...
Aglamakli konusacaksin arayanlarla...
Yüregin burkulacak...
Canin yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir sey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutusacaksin...
Defalarca aradigi günlerin kiymetini bilmedigin için nefret edeceksin...
Yasadigin sehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerlesmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu...
Bu umut seni gitmekten alikoyacak...
Gel gitler içinde yasayacaksin...
Buna yasamak denirse...
Razi misin bütün bunlara...?
Hazir misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde asik olabilirsin



Can Dündar |

2 Ağustos 2010 Pazartesi

veda etmek neden bu kadar zor
umrunda olmadığını bile bile bu kadar çaba niye?
kimi neyi rahatlatmya çalışıyorum anlamıyorum.
neden böyle yapıyorum ? kendime ciddi anlamda mana veremiyorum
bitti yani bitti kabul et artık en nefret ettiğin cümle ama yapacak bişey cidden yok
en son damlaya kadar içtin yaladın kalmadı yok işte yok anlasana
algılayamıyorsun değil mi? yok ne demek bilmiyorsun çünkü
ya da biliyorsun ama işine gelmiyor mazoşistsin sen kızım üzülmek hoşuna gidiyor bunu kabul etmekte bir şeydir. yine iki kişiymiş gibi konuşmaya başladım.


sil ve bitsin hadi lütfen yapabilirsin hadi ama!!!!!!!!!!!!!

29 Temmuz 2010 Perşembe

FOOD INC.

1)u can vote to change this system.
three times a day.
2)buy from companies treat
workers, animals and the environment with respect
3)when you go to the supermarket,
choose foods that are in season
buy foods that are organic
know what is in your food
read label
know what you buy
4)the average meal travels 1500 mile from the farm to the supermarket
buy foods that are grown locally
shop at farmers markets
plant a garden
5)cook a meal with your family and eat together
6)everyone has a right to healthy food
make sure your farmers market take food stamps
ask your school board to provide healthy school lunches
the FDA and USDA are supposed to project you and your family
tell congress to enforce food safety standards and re-intraduce kevin's law

if you say grace ask for food that will keep us. and the planet healthy

you can change the world with every bite

hungry for change?

27 Haziran 2010 Pazar

मार्टिन लुठेर king

Dünyada yapılmış olan her şey umutla yapılmıştır.
İnsanlığı yücelten her iş, onurlu ve önemlidir; dört dörtlük yapılmalıdır.
Balık gibi yüzüp kuş gibi uçmayı başardık ama çok kolay birşeyi yapamadık, kardeş gibi yaşamayı9 Ekim 2008
Bir insanın uğruna öleceği bir şeyi yoksa,yaşamaya da hakkı yoktur.
Yaşamımız önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız gün son bulmaya başlar.
Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Micheangelo'nun resim yaptığı Beethoven'ın beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yaptığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürülsün ki gökteki ve yerdeki herkes durup Burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin 1 Ocak 2008
İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar; birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazlar; birbirlerini tanımazlar çünkü iletişim kurmazlar; iletişim kurmazlar çünkü sınıflara ayrılmışlardır.

21 Haziran 2010 Pazartesi

üç nokta

Beni reel dünyadan uzaklaştıran her şeye aşığım. Buna sende dâhilsin. (özgür) Ama dönmek zorundayım. İstemiyorum ama dönüyorum. Hiçbir şeyi kendim seçemediğim gibi bunu da seçemiyorum. Kimse bana ister misin? diye sormuyor. Oysa bir deseler hiç ister miyim dönmek. Ben ısrar ediyorum dönmüyorum ama onlar benim kafamı acıtıyorlar. Şu an reel deyim. Her zamanki gibi canım sıkkın. Çünkü güzel olan hiç bir şey yok. Bunu dünya için söyledim. (genel olarak). Daha sıra bana gelmedi. Her şey kötü. Hep şu kelimeler ağzımdan çıkıyor. Ne günlere kaldık yarabbi! Bu daha sadece beynimin koruyucu tabakasını yani kafatasımı kemiren kısımlar. Kendi hayatıma girince her şey daha da berbatlaşıyor. Kendime bakıyorum, yaptıklarıma bakıyorum bir hayvandan 0,0000…………………….00000001 farkım yok. Hemen hayal dünyam tutuyor elimden. Götürüyor beni karanlıklara. O iğrenç dünyada her şey yavaş yavaş kararıyor ve simsiyah oluyor. Neden siyah peki?
Kararıyor çünkü o zaman hiçbir şey göremiyorum. Göremeyince bilemiyorum. Bilemeyince beynimi kemirenler geldikleri yere dönüyorlar ve o zaman beynim bana kalıyor. Artık onla istediğimi yapabilirim. Uçuyorum, koşuyorum, hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum; gülünecek yerde gülüyorum. Aslında biz reel dünyada gülüyoruz ama yanlış yapıyoruz. Yani vermemiz gereken tepki başka bir şey. Gülmek değil. İşte ben asıl verilecek yerde veriyorum o tepkiyi ve gülüyorum. Her şey güzel. Her şey keyifli. Her şey mükemmel. Kafam çakır. Ama birden başımı vuruyorum ama öyle böyle değil. Eskiden vurduklarım gibi değil. Bu sefer, bu sefer başım feci kanıyor. Çünkü çok uçmuşum. Asıl olay şu; her yer kapkaranlık olunca ben tabi durmadım yürüdüm. O zamana kadar çarpmamamın sebebi rastlantısal
Önümü görmüyorum ki çarpmam çok normal. Soru şu bu seferkini kaldırabilecek miyim?
Bu bir kısır döngü. Başta reel dünyadayım sonra hayallerime dalıyorum sonra etraf kararıyor ve önümü göremiyor çarpıyorum. Sonra tekrar reeldeyim sonra yine etraf kararıyor. …………………………………….. yine çarptım başımı 
Dedim ya bu çarpış diğerleri gibi değil. Bu ‘’artık bıktım bu kısır döngüden’’ çarpışı. Bu çarpış ‘’orda ne varsa artık oraya gidiyorum, bu saçma sapan ikili dünyayı bırakıyorum’’ çarpışı.
MASALIN SONU
Ama nerde bende o cesaret? Mantıklı bir insanın yapması gereken hayatına son vermektir. Eğer harbiden mantıklıysa. Çünkü insan yaşamı algılayamıyor, anlam veremiyor. Bu anlamsız yaşama, O, verdiği canı alana kadar devam ediyor. Ne bu şimdi? Ne oluyoruz? Bu işteki mantık ne?

Hiç bir şey anlamıyorum. Hayır hayır sorun bende değil. Sorun benliğimde. O içimde konuşan beynimi hart hurt kemiren, bana bir şey bırakmayan o seste. Zamanımı çalan, ağzıma sıçan, geceleri soğuk duvara yaslanıp beni ağlatanda. Sorun içimde. Bu sorunu çözebilmem, içimdekinin yok olmasına bağlı. Ama ben yok olmadan o asla yok olamaz. İstersem kaçayım gideyim, her şeyi terk edeyim. Buzullara gideyim mesela; ondan uzaklaştım mı? Tabiî ki hayır. O hep benimle beraber. O zaman tercih yapmam lazım. Ya içimdekiyle beraber sonsuza kadar bu kısır döngüyü yaşayacağım. Ya da ikimizi de yok ederek hiç bilmediğim bir dünyaya yolculuğa çıkacağım. Bak ilk kez bir tercih hakkı doğdu bana. Seç bakalım hadi ne duruyorsun ver kararı hemen eyleme geç.
Don’t stop.
Böyle bir durumda senin tercihin ne olurdu?